EN

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Politis Gazetesi’ne röportaj verdi

“Satatüko Kıbrıslı Türklerin yararına değildir, statüko uzun vadede Kıbrıslı Rumların da çıkarına değildir” “Desentralizasyon konusunda somut öneri bekliyoruz, varsa iyi niyetle değerlendirelim”

Fotoğraflar

Sayın Lute geçtiğimiz hafta geldi ve sizi iki kez gördü. Sonuç neydi?
----
Ortak zemin bulmaya çalışıyor. Tüm bu yıllarda bizim tutumumuzu biliyorsunuz, bizim için hangi konuların önemli olduğunu ve diğer taraf için hangilerinin önemli olduğunu biz biliyoruz. Nerede olduğumuzu anlamaya çalışıyoruz çünkü son dönemde duyduklarımızdan, siyasi eşitlikle ilgili konuşurken aynısını kastedip kastetmediğimizden artık emin değiliz.
Eğer oy çokluğu ile kararlardan bahsediliyorsa o zaman üniter devletten bahsediliyor. Eğer merkezi hükümette ortak yetkilerimiz olmayacaksa iki devletten bahsediliyor. Fakat eğer bir federasyondan bahsediyorsak o zaman her iki tarafın da etkin katılımına gerek vardır.
Yakınlaşma olan konulardan bahsediyoruz. Lute bugün nerede olduğumuzu ve ortak zemin olup olmadığını arıyor.
----
Fakat anladığımız kadarıyla ortak zemin var. Anlaşmazlığımız etkin katılım derecesi ile ilgili. Siz tüm düzeylerde olumlu bir Türk oyu ile kararlar istiyorsunuz, Anastasiadis sadece hayati öneme sahip konularda diyor.
----
Burada size sorarım, enerji konusu hayati öneme sahip bir konu mu? Maalesef bu konunun Türk tarafının merkezi hükümetin işleyişini bloke edebileceği bir konu örneği olarak sunulduğunu görüyoruz. Eğer enerji politikası hayati öneme sahipse o zaman bizim de katılmamız gerekir.
Sağlık, eğitim, kültür, spor gibi konuları da üstlenecek iki kurucu devlet olacak. Merkezi hükümette her iki tarafı da ilgilendiren konularda merkezi yetkiler olacak. O halde bunlardan bazılarının bir toplum için hayati olmadığını iddia ederek durumu farklılaştırmaya çalışmanın mantığı nedir?
Konunun sadece temsiliyet olmadığını unutmayınız, ayrıca 1990’lı yıllardan beri BM parametrelerinde olan kararlara etkin katılım prensibi de var. Ayrıca bakanlar kurulu düzeyinde bir olumlu oy yakınlaşmada da vardı, Sayın Anastasiadis’e sık sık yürütme düzeyinde nasıl kabul edilip daha az önemli organlarda kabul edilmediğini anlamadığımı söylüyordum.
Fakat şimdi merkezi hükümette bile buna katılmadığını anlıyorum. Her şeyin basit çoğunlukla geçebileceği bir Bakanlar Kurulu görüşmesini düşünün. Bu federasyon değil üniter devlet olur.
Kıbrıslı Türkler ezelden beri kurucu devletler için daha fazla yetki isterken Kıbrıslı Rumlar geleneksel olarak merkezi hükümette daha fazla yetki istediler. Merkezi hükümette yaklaşık 23 yetkimiz var. Şimdi Sayın Anastasiadis bunların kurucu devletlere verilmesini mi istiyor? Birbirimizi anlayabilmemiz için somut fikirler istiyoruz. Eğer amaç sadece AB’de, BM’de ortak temsiliyet ve her iki tarafın rızasına ihtiyaç duyulmaması için merkezi devlette çok sınırlı yetkilerse, o zaman iki devletten bahsediliyor. Eğer fikir buysa bize söylesinler, bunları iyi niyetle değerlendirelim.
----
Geçmişten kalma bir tartışmada kaldığımızı düşünmüyor musunuz? AB üyesi olarak, kararların büyük bölümü Brüksel’den talimatlar olarak geliyor.
----
Eğer durum buysa Sayın Anastasiadis işlevsizlikle ilgili neden endişeleniyor? Hâkim olan söylem eğer bu gücü Kıbrıs Türk tarafına verirsek o zaman “azınlık” (eliyle tırnak işareti yapıyor) devletin işleyişini bloke edecek şeklindedir. Çoğunluk ve azınlık mantığını bırakmamız gerekir. Politis Gazetesi’nde de Kıbrıs’ı küçük bir ülke olmasına karşın AB’nde geriye kalan diğer ülkelerle aynı güce sahip olduğu yazıldı.
Diğer tarafı ortak olarak, geleceğini birlikte kurduğun biri olarak görmemiz gerekir. Birbirini nasıl bloke edeceğinden bahsetmiyoruz. Ortak kabul edilen ilkeler evrensel ve üyesi olacağımız Avrupa Birliği ilkeleri olacak.
----
Kıbrıslı Rumların güvenlik ve garantilerle ilgili diğer, gerçek endişeleri ile ilgili ne yapıyoruz?
----
Bir tarafın güvenlik ihtiyacının diğer tarafça tehdit olarak algılanmaması gerektiği prensibini ilk kez ben ortaya koydum. Kendisi de daha sonra bir tarafın güvenliğinin diğer taraf için tehdit olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi. Maksimalist söylemlerden kaçınarak güvenliği başarabiliriz. Eğer bir taraf garantilerin virgülünün bile değişemeyeceğini söylerse, o zaman bunu Kıbrıs Rum tarafı kabul etmez; Kıbrıs Rum tarafı da Crans Montana’da söylediği gibi sıfır asker, sıfır garanti istiyoruz derse, o zaman sıfır sonuç olacak.
----
Fakat eğer çözümden sonra adada herhangi bir sayıda asker kalır veya garantiler devam ederse Kıbrıslı Rumların endişelerini nasıl gidereceksiniz?
----
Bir denge olması gerekir, Kıbrıslı Türklerin nasıl hissettiğine ve Kıbrıslı Rumların nasıl hissettiğine bakmamız gerekir. Ve adım adım ilerleyelim. Örneğin, üzerinde kalması için anlaşılacak sayı dışındaki askerin çekilmesi birdenbire olamaz. Belirli sayıda askerin kalacağının kabul edilmesi gerekir. Detaylar Crans Montana’da BM Genel Sekreteri Guterres’in varlığında konuşulacaktı. Türk başbakan Crans Montana’ya gelmeye hazırdı. Maalesef bazıları Yunanistan Başbakanı Çipras’ın Crans Montana’ya bunu konuşmak için gelmesini engelledi. Konu burada herhangi bir tarafın maksimalist yaklaşımları ile çözülmez. Ankara’daki görüşmenin sonucunun Türkiye ve Yunanistan’ın bunun için çalışacakları yönünde olduğunu anlıyorum.
----
BM Genel Sekreteri 1960 garantilerinin yaşayabilir olmadığını ve sonlandırılacaklarını söylediği zaman bunu kabul ettiniz mi?
----
Kıbrıs Rum liderin siyasi eşitliği kabul etmeye hazır olmadığı andan itibaren kabul etmiyorum. Sayıca çoğunlukta olan toplumun daha küçük toplum üzerinde tahakkümü olacağı izlenimi olduğu sürece, sayıca az olan toplum her korumayı arayacak ve bunu sadece bir yönde arayacak.
Eğer Kıbrıslı Türkler gücü ve refahı paylaşmak için istek olduğunu ve bu ülkede ortak olarak yaşayabileceğimizi görmezlerse, diğer alanlarda hiçbir şey değişemez. Eski yakınlaşmaların kabul edilip edilmediğini görmemiz gerekir. Garantiler konusunu sordunuz, fakat olumlu oy dışında mesela dönüşümlü başkanlık kabul edildi mi?
----
Anastasiadis 5 Temmuz önerisinde dönüşümlü başkanlığa değindi fakat ortak oy pusulası ile.
----
Kıbrıs’ta görüşülen ve başarılmayacağını kabul ettiği şey. Çapraz ve ağırlıklı oya evet; ancak tek liste ve tek pusula mümkün değil, Kıbrıslı Türkler bunu kabul etmez.
----
Görüşmenizde Sayın Anastasiadis’ten ne dinlemeyi bekliyorsunuz? Desantralize federasyonla ilgili ayrıntılar istediğinizi söylediniz.
----
Desantralizasyonla ilgili halen hiçbir şey bilmiyoruz. Sayın Anastasiadis’le son görüşmemizde somut fikirler sunmadı. Daha desantralize federasyonla ilgili net öneri olursa buna kapalı değiliz. Kurucu devletlere ne kadar yetki verilecek ve hangileri? Ayrıntıları bekliyorum, görüşmemin anlamı bu. Bana telefonda hazırlıklı geleceğini söyledi.
----
Müzakerelerin resmen başlaması için ne istiyorsunuz?
----
Lute tarafından yapılan bir iş olduğunu görmüyor musunuz? BM Genel Sekreteri taraflara ortak zemin bulmamız için onunla çalışılmasını söyledi
----
Onu ne zaman bekliyorsunuz? Bazı belgeler getirecek mi?
----
Dönüşü ile ilgili somut bilgimiz henüz yok. Kendisinin bize herhangi bir belge vereceğini beklemiyoruz. Önemi olan şey aynı şeylerden bahsedip bahsetmediğimizi, ortak vizyon olup olmadığını görmemizdir.
Siyasi eşitlikten bahsettiğiniz zaman başka bir şey anlaşılabilir. Daha önce Sayın Anastasiadis bu konuya aynı mercekten bakıyordu. Aynı tutumu koruyup korumadığını göreceğiz. Sonuç almamızla ilgili herhangi bir olasılığı yaralamak istemiyorum fakat Crans Montana’dan sonra olaylar daha iyi olmadı.
Bu kader, AB içerisinde bölünmüş bir ada olarak kalmamız bize yakışmıyor. Fakat ilerlememiz için sözlerimizi tutmamız gerekir. Eğer Kıbrıslı Türkler için çok önemli olan siyasi eşitlik konusunda anlaşamazsak o zaman ilerleyemem ve bunu çok açık söylüyorum. Ayrıca açık uçlu yeni bir süreçte yer almayacağım.
----
Yani bir takvim mi istiyorsunuz?
----
Tabi ki. Ve bunu artık sadece ben söylemiyorum. BM Genel Sekreteri de söylüyor ve sanıyorum ki sizin toplumunuzda da çözüm isteyenler de bunun gerekli olduğunu artık görüyor.
Bugün tüm süreçle ilgili üç sütunlu belge hazırlanması önerisi olduğunu duyuyorum. Vardığımız yakınlaşmalar, her tarafın önerileri gibi zaten tutanakların hepsine siyah renkte yazıldı. Bunda başka zaman harcamamız için neden yoktur.
----
Anastasiadis’in, Guterres çerçevesiyle ilgili tezlerinizi yazılı istemesiyle ilgili ne söylersiniz?
----
Birbirimize yazılı öneri verme aşamasında değiliz, o yapıldı ve o dönem kapandı. Şimdi resmi müzakere sürecinde değiliz, ortak bir zemin olup olmadığını araştırma dönemindeyiz.
----
Guterres çerçevesi ortak bir zemin değil midir?
----
O da bir parçasıdır. Fakat, o noktada da anlaşmazlıklar vardır, çünkü 30 Haziran belgesinin doğru belge olmadığını iddia ediyor. Ancak tek bir belge vardır, o da 30 Haziran 2017 tarihlidir.
----
Çerçeveyle ilgili daha fazla izahat ve açıklamanın mı yapılması gerekir?
----
4 Temmuz’da müzakereciler düzeyinde bir görüşme söz konusudur ancak sonucunda herhangi bir uzlaşma sağlanmamıştır. Fakat BM Genel Sekreteri’nin raporunda ifade edilenden ve belirli bir tarihi olandan başka ikinci bir belge yoktur. Belge tektir ve 30 Haziran 2017 tarihlidir.
Fakat, önemli olan, ortak anlaşmaya varılan yakınlaşmalardır. Siyasi eşitlik konusunda ortak bir noktaya vardık. Şu an, ciddi bir şekilde geri adımın atıldığını görüyoruz, bunun ciddi örneği de EastMed’le ilgili söylenilenlerdir. Anastasiadis, bu ifadeyle bize, iki mesaj gönderdi. Birincisi, enerji, Kıbrıslı Türkler için hayati bir konu olarak düşünülmüyor ve ikincisi, artık Bakanlar Kurulu düzeyinde de bir olumlu oyun gerekli olduğu konusunda hemfikir değildir. Bu, tamamen kabul edilemezdir ve bize, Guterres çerçevesiyle ilgili konuşma marjı vermiyor.
---- 
Desantralize federasyonu tartışırken, Mevlüt Çavuşoğlu’nun, Türkiye’nin her şeye, iki kesimli, iki toplumlu federasyona, konfederasyona ve iki devlet çözümüne açık olduğunu söylediğini görüyoruz. Kıbrıs Türk tarafı ile Türk tarafı arasında fikir ayrılığı var mıdır?
----
Bakınız, ben toplumumu temsil ediyorum. Müzakereler, ezelden beri Kıbrıslı Türk lider ile Kıbrıslı Rum lider arasında yapılmaktadır ve her bir tarafta bir iç diyalog da vardır.
Elbette Türkiye, sadece Kıbrıslı Türkler için değil, Kıbrıs’ın tamamı ve bölge için de önemlidir. Bu, fikirlerimizin %100’ünün uyuşması gerektiği anlamına gelmiyor. Benim, durumlara farklı baktığım zamanlar da olabilir ve gerekli görmem halinde, inisiyatif alabilirim. Endişe veren ve hayal kırıklığı yaratan, Kıbrıslı Rum muhatabımın bir karşılık vermemesidir.
----
Mont Peleran’da harita sunulmasından mı söz ediyorsunuz?
----
Mont Peleran’dan başlayıp Crans Montana’da sona eren süreçten ve aynı zamanda Kıbrıs’taki görüşmelerden bahsediyorum. Crans Montana’da, Türkiye’nin yardımcı olmaya çalıştığını söylemem gerekir. Bu, gizli bir şey değildir ve bunu BM, AB ve Mogherini de gördü. Türkiye, BM Genel Sekreterine bazı sinyaller verdi.
----
Fakat bu belirsiz mesajlar yeterli mi? Pek çok belirsizlik vardı. 
----
İlerleme sağlanmadan önce her zaman, belirsizlik vardır. Bu, normaldir. Fakat 45 yılın ardından belirsizlik nasıl olabilir?
Fakat, 45 yılın ardından siyasi eşitliğimiz bile hala reddediliyor. Ve bu noktada bile hala belirsizlik vardır.
---- 
Son dönemde sizin ve Anastasiadis arasında güven eksikliği olduğunu görüyoruz. Fakat, siz bu pozisyonlardasınız ve çok zamanımız yoktur. Artık birlikte nasıl çalışabilirsiniz?
----
Güven inşa edilebilir, fakat laflarla değil eylemlerle. Kıbrıs sorunu şahsi bir meselemiz değildir. Bu ülkenin geleceği için toplumlarımız adına konuşuyoruz. Duygularımız temelinde eylemde bulunmamız gerekmez. Bunlar bir noktaya kadar geçerlidir.
Örneğin, cep telefonlarıyla ilgili. Bunun önemli olduğunu düşünüyorum, çünkü toplumlarımızın iletişimiyle alakalıdır. Neden bunu gerçekleştiremeyelim?
----
İki kesimli, iki toplumlu federasyon temelinde yeniden birleşmeyi desteklemeniz nedeniyle pek çok Kıbrıslı Rum’un saygı duyduğu bir politikacı olarak, Kıbrıs Rum basınına şahsen konfederasyon ya da iki devlet çözümünü değil de bu çözümü neden istediğinizi izah edebilir misiniz?
----
Çünkü, Kıbrıslı Rumlar arasında böyle bir şeyi kabul edecek bir çoğunluğun olduğunu görmüyorum. İki tarafta da bunu isteyen bir çoğunluğun olması halinde, bu bir gün olacak. Fakat, bu seçenekler, uluslararası açıdan iki tanınmış ülke ön görür. KKTC’yi tanıyacak son kişiler olan Kıbrıslı Rumların ilk tanıyacak kişiler olmasını mı bekliyoruz?
----
Fakat, Kıbrıslı Rumlar arasında, birlikte yaşayamazsak, “onlar orada, biz burada” barış içinde bir arada yaşayalım görüşü duyulmaya başlıyor. Bununla ilgili ne söylersiniz?
----
Herhangi biri bunu söyleyebilir, fakat bu uygulanabilir mi? Gerçekçi bir çözümün sağlanmasını istiyorum. Ancak, bu söylemimiz, sadece statükonun devamına götürür. Mümkün olmayan bir şeyi inşa etmeye çalışırsan, mümkün olanı da imkansız kılarsın. Zor ama mümkün olmaya devam eden seçenek, iki kesimli, iki toplumlu federasyondur.
Federasyon, iki devlet çözümünün alternatifi değildir. Statükonun alternatifidir, bu nedenle siyasi eşitliğe sahip iki kesimli, iki toplumlu federasyonu, bir Avrupa devletini tercih ediyorum. Çünkü statükonun devamı, kısa vadede Kıbrıslı Türklerin çıkarları için iyi olmayacak, fakat uzun vadede Kıbrıslı Rumlar için de hiç iyi olmayacağına inanıyorum.
---- 
Kıbrıs Rum tarafından, iki lider bir odaya girip, her konuda anlaşmaya varsalar bile, bu anlaşmaya varılanların Türkiye ve diğer güçler tarafından kabul edilip edilmeyeceğinin soru işareti olduğu şeklinde eleştiriler gelmektedir.
----
Bununla ilgili olarak, zirvede iki paralel masanın olması gerektiğine karar verdik. Bir masada, Kıbrıs’taki iki taraf vardı. Diğerine de bizimle birlikte garantör güçler katıldı. Kısacası, gözlemci olan AB’nin yanında beş taraf. Üç garantör güç vardır. Gözümüzü yumup, varlıklarını inkar etmeyelim.
Ben doğal olarak, bu adada Kıbrıslı Rumlarla birlikte yaşayacak olan Kıbrıslı Türklerin çıkarlarını temsil ediyorum. Kıbrıslılar olarak, ilk önce birbirimizi görmezden gelmeden yaşayabilir bir çözüm bulmamız gerekir. Bu çözüm için garantör ülkelerin desteklerine de ihtiyacımız vardır. Bulunacak çözüm bölgeye barış ve istikrar getirebilir. Yeni işbirliği olanakları yaratabilir. Çözüm, Kıbrıs’ın Türkiye ile yeni ilişkiler geliştirmesine, Türk-Yunan dostluğuna, Türkiye’nin AB ile münasebetlerine ve bölgesel barışa önemli katkı sağlayacaktır. Bu gelişmelerden kimsenin kaybı olmaz, tüm ilgili tarafların kazancı olur.
Bazı kişiler, birini ya da diğerini söyleyebilirler. Bazı ülkeler, bir lider için iyi de hissedebilirler, kötü de, fakat benim için önemli olan, güven ve halkımın desteğidir.
BM’nin, AB’nin desteğine ihtiyacımı var ancak daha da fazla, Türkiye ve Yunanistan’ın desteğine ihtiyacımız olduğunu görüyorum. Fakat, tüm oyuncuların aynı oyunu oynaması gerekir. Çok zamanımız yoktur, çünkü oyun bitti ve biz uzatmaları oynuyoruz. Aslında oyun, uzatmaları kapsıyor, bu nedenle de yapabileceğimizin en iyisini yapmamız gerekir.
Karar bizimdir ve bu nedenle halk ve sivil toplumun, daha aktif olması gerekir. Liderlerden mucize beklememeliyiz. Ben, çözümü getirebilmek için çabalıyorum. Ben, istememiz halinde, çok daralmakla birlikte yeterli zamanın olduğuna inanıyorum.
----
Avrupa seçimlerine ve Niyazi Kızılyürek’in adaylığına nasıl bakıyorsunuz?
----
Konuyla ilgili herhangi bir yorum yapmadım, kişisel bir karardır ve sıkı bir şekilde çalışacağını ve başka adaylar da olabileceğini anlıyorum. Resmi açıklamayı görmedim ama Şener Levent’in de hazırlandığını anlıyorum.
Kıbrıslı Türklerin katılımının nasıl olacağını veya ne kadar Kıbrıslı Rumun Avrupa meclisinde bir Kıbrıslı Türk’e oy vermek isteyip istemeyeceklerini bilmiyorum. Kıbrıslı Rumlar için de bir sınav olacak. Benim tezim, Annan Planının da öngördüğü gibi iki sandalye ile doğru temsiliyetimiz olması için Kıbrıs Sorununu çözmemiz gerektiğidir, aksi halde toplumumuz temsil edilir diyemeyiz.
Niyazi tabi ki buna böyle bakmıyor, Avrupa seçimleri olduğunu ve Avrupalı ve federalist fikirler olan kendi fikirlerini temsil ettiğini değerlendiriyor.